Galatasaray Başkan Yardımcısı Yusuf Günay, dün “Zorunlu Açıklama” başlığı altında yapmış olduğu yazılı açıklama ile doğru haberin kalesi olan Milliyet Spor’u da hedef alınca, bizim için de bir “zorunlu açıklama” yapmak farz oldu.
Önce, dün Milliyet Spor’un “Divan-ı Harp” başlığıyla manşetinde yer alan ve Sayın Günay’ın “servis edildi” dediği habere bir bakalım...
Galatasaray kafilesi, 3-2 kazandığı Kayseri deplasmanından dönüyor. Yolculuk öncesi Günay ile sohbete başlayan Fatih Terim, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ile yaşadıkları gerilime dikkat çekip, “Bizim stadın içinde Koç Grubu’na ait Divan Restoran var. Neden hâlâ çalıştırıyorsunuz” diye soruyor, Yusuf bey, “Devam eden bir sözleşmemiz” var deyince de, Terim, “Tazminatını verin feshedin, paranız yoksa ben öderim” şeklinde tepki koyuyor.
Bu son derece ilginç ve özel haberi ilk olarak meslektaşım Gökhan Dinç geçtiğimiz pazar günü, TV360’da Haluk
Bu beklenmedik beraberliğe birden fazla gerekçe bulabiliriz. Örneğin, “Fatih Terim’in sürpriz rotasyonu takımın dengelerini bozdu” diyebiliriz. Ya da, “Terim ve ekibinin cezalı oluşları, otorite boşluğu yarattı, organizasyon bozuldu” şeklinde değerlendirme de yapabiliriz. Hatta, bu denli kaliteli ve tecrübeli kadroya rağmen “Şampiyonlar Ligi yorgunluğunu üzerlerinden atamamışlar” diye abartılı bir yorumda bile bulunabiliriz. Ve bunlar gibi başka nedenler sıralamak da mümkün...
Ama gerçek bir tane... O da, Galatasaray’ın iyi takım olmasına karşın iyi futbolu henüz oynamıyor olması...
Sarı-kırmızılı ekibin, “Bunu ben de atarım” türünden çok sayıda goller kaçırması kimseyi aldatmasın. Malatya maçına çıkmadan Fenerbahçe maçıyla yatıp-kalkan lidersiz takımın “şuursuz” olması son derece doğal değil mi?
Gerçekçi konuşalım, Fatih Terim’in kenarda olmadığı her maçta Galatasaray saha içi organizasyonda sorun yaşıyor. Dünkü Malatya maçı bu tespit için harika bir
Ligin 4. haftası oynanıyor ama, dünkü Alanyaspor maçı sezonun tamamına yetecek kadar Fenerbahçe ile ilgili defoları ortaya çıkardı. İlk 3 haftadaki heyecanlı, keyif veren futbolun karşılığında Emre Belözoğlu isminin yazdığı çok net görüldü. Dün Emre’nin yokluğu, Fenerbahçe’nin Alanya karşısındaki yokluğuyla eş değerdi. Maçın neredeyse tamamında dikine oynayamayan, savunma yapma konusunda beceriksizler mangasını andıran, topu ileri taşıma çabasında ise komik durumlara düşen bir Fenerbahçe izledik. Yenilen üç gol, üçünde de çok büyük savunma hataları.
Ersun Yanal’ın neden ısrarla bir sol bek istediğini dün çok net bir şekilde Kolorov’a yaşlı diye itiraz eden Fenerebahçeli yöneticiler sanırım anlamışlardır. Doğru bir sol bek Dirar’ı gerçek yerine taşır, Ozan’ı da zorunlu sağ bek pozisyonundan çıkarırdı. Ozan’ın bölgesi dün tam anlamıyla koridor oldu. Alanyaspor baskıyı da, hücumu da öncelikle Ozan’ın alanına yığdı. Alanyaspor burada
Üst düzey teknik adamların genellikle takıntıları vardır. Kiminin sistem takıntısı vardır, elindeki oyuncu topluluğunun yapısına bakmadan onları vazgeçemediği sistemine uydurmaya çalışır. Bazılarının da oyuncu takıntısı vardır, ısrarla kötü oynayan oyuncuya aynı ısrarla her hafta onbirde forma verir...Tıpkı Ersun Yanal’ın Tolgay tercihi gibi. Tolgay iyi bir oyuncu olabilir. Bu göreceli bir değerlendirme elbette.Ama Beşiktaş performansları Tolgay’a bir kredi sağlıyor. Ancak, her iyi oyuncu sürekli oynar diye bir kaide yok. Tolgay hatfalardır “ben formsuzum” diyor, ne ilginçtir ki Ersun Yanal ne görüyor, ne de duyuyor. Ersun hoca üç maymunları oynuyor ve bu kötü oyun kapalı gişe olsa da karın doyurmuyor...Yanal formsuz, Yanal cesur değil, Yanal hücum oynatmayı unutmuş, risk almak artık kitabında yazmıyor. Sanırım Fenerbahçe Teknik Direktörü olduğunun farkında değil, yoksa beraberlikleri sevinçle karşılayacak kadar hedefsiz kalmazdı.
Bakın ilk yarının neredeyse tamamında Alanyaspor, Fenerbahçe’yi hallaç pamuğu gibi attı. 15. dakikadan sonra neredeyse oyunun tamamı Fenerbahçe ceza alanı içinde cereyan etti. Çok büyük şans eseri gol yemeden soyunma odasına gitti Fenerbahçe. Hem de
Galatasaray’da kötü başlayıp iyi bitirmek artık bir alışkanlık... O nedenledir ki ilk 45 dakikada 2-0 gerideyken bile çok rahat, hatta zaman zaman vurdumduymaz bir takım vardı sahada... İşin ilginç tarafı, Fatih Terim de kenarıda sakin ve müdahaleci değildi. Terim’in durumunu, soyunma odasında yaşanacak fırtına önceki sessizlik olarak değerlendirmek mümkün... Ama kim ne derse desin, sonuç ne olursa olsun ilk yarıdaki Galatasaray için şampiyonluk adayı demek, Bursaspor’a, Yusuf ve Senegallilere haksızlık olur.
Olağanüstü güzellikteki golleri unutmadan maçı özetlemek gerikirse; tek devrelik Galatasaray, genç ve tecrübesiz Bursaspor’u alaşağı etmeye yetti diyebiliriz.
Bursaspor’un her iki kanadı mükemmel kullanıp Yusuf ile fırtına gibi estiği ilk yarıda, Galatasaray neredeyse hiç pozisyon üretemedi. Samet Aybaba’nın talebeleri 45. dakikaya kadar hem orta sahayı iyi kontrol ettiler hem de Feghouli-Belhanda ikilisinin etkili pas trafiğini engellediler. Ne var ki soyunma odasına gitmeye saniyeler kala duran toptan gelen gol Galatasaray’a can suyu oldu.
Galatasaray ikinci yarıya evinde oynuyorcasına etkili bir baskıyla başladı. Sarı-kırmızılı ekip en iyi yaptığı işi, yani önde
Bu sezon en umut verici, en heyecanlandıran ve taraftarını en az tedirgin eden Fenerbahçe’yi izledik. Özellikle ilk 45 dakika mükemmele yakın bir performans sergilediler. Kanatları değişerek kullanan Moses-Valbuena ikilisi, Hasan Ali ve Isla’dan aldıkları olağanüstü desteklerle, hem sarı-lacivertli ekibin çok iyi hücum etmesini sağladılar hem de ilerde baskı yaparak Zenit’in çıkışını büyük ölçüde engellediler.
Ama asıl önemlisi, yine ilk yarıda çok etkileyici bir orta saha izledik. Özellikle Jailson ve Eljif Elmas neredeyse tüm ribaundları topladılar, bir tane bile dönen top bırakmadılar. Hazır sahanın en iyilerinden biri olan Eljif Elmas’tan bahsetmişken, Ersun hocanın güçlü orta alana en çok ihtiyaç duyduğu bir anda onu kenara almasını anlamakta zorluk çektiğimi belirtmeliyim. Eljif çıktıktan sonra Zenit, korner üstüne korner kullandı ve hiç olmadığı kadar hücum şansı buldu. Yaslanan bir Fenerbahçe bu yüzden son 15 dakika hücumu neredeyse hiç yapamadı.
Herkes biliyor ki Slimani iyi bir golcü... Özellikle Premier Lig’deki performansı hala akıllarda... Belli ki bir kan uyuşmazlığı, bir aidiyet eksikliği söz konusu... Dün attığı gol öyle her babayiğit santrforun atabileceği bir
Sergen Yalçın’ın büyük takımları analiz etmedeki müthiş becerisi dün de Galatasaray’a engel çıkardı. Ara transfer döneminde net bir biçimde şampiyonluğunu ilan eden sarı-kırmızılılar gerçek şampiyonluk yolunda aynı performansı gösteremediler... Takımda yeni oyuncu çok, alışkanlık, uyum, aidiyet sorunu var ama en önemlisi Mariano’nun erken sakatlığıdır. Bu sakatlık Fatih Terim’in tüm planlarını alt-üst etmeye yetti ve hatta kaybedilen iki puanın ana nedeni oldu.
Birarada hiç oynamamış dört savunma oyuncusu ve bunlardan bir tanesi en kritik bölgede ilk defa forma giyiyor. Önlerindeki üçlü, beceri ve mücadele yönünden ligin belki de en iyisi ama en vurdumduymazları, kanatta iki özel isim ne var ki onların da geriye dönüp savunmaya destek vermek gibi bir huyları yok. Forvette ise müthiş kariyer, ne yazık ki onun da gücü yok.
İşte böyle bir Galatasaray’a karşı maçın neredeyse tamamında önde baskı yaparak oynayan Alanyaspor 90 dakikanın hakimiydi. İstediği zaman Galatasaray’ın oynamasına izin verdi (ki bu süre en fazla 15 dakika), istediği zaman tempo yaptı ve en önemlisi topun kontrolünü sürekli elinde tuttu.
Fatih Terim’in ilk yarıdaki 4-3-3’lük sistemi kağıt üstünde ve
İşler bir kere ters gitmeye görsün... Aksilikler arka arkaya gelir... Murphy kanunu işte... Birbirinden güzel iki gol atan Mehmet Ekici penaltı kaçırıyor. Soldado antrenmanda bile bulamayacağı pozisyonda topu kaleciye nişanlıyor... “Top tekniği yüksek orta sahayı organize eder, tek pasla forvetleri pozisyona sokar” diye transfer edilen Benzia, top öldürme ustası olup çıkıyor... Yılların tecrübeli ismi Mehmet Topal ikinci paslara girmekten ürküp kaçıyor. Buna rağmen sezonun en iyi futbolu oynanıyor... Ve bu takım ne ilginçtir ki, kümede kalma mücadelesi veriyor...
Fenerbahçe’nin efsane başkanlarından Ali Şen, 7 yıl sonra sırf bu maç için tribünlerde... Bodrum’da onca işini bırakıp maça gelen efsane başkan aynen şunu söylüyor: “Tarihimizin en kritik maçını oynuyoruz. Fenerbahçe için kapıcı, bekçi olmaya gerek yok. Taraftarlar maça gelsin yeter”...
Akil adam bu açıklamasıyla çok net, “Destek zamanı, Fenerbahçe asla yalnız kalmamalı” mesajı veriyor. Tribün mesajı almış; ya oyuncular? Gerçekçi konuşmak lazım. Bu takımın üzerindeki ölü toprağı dünkü müthiş galibiyete rağmen kalkmış değil... Kiralık oyuncular Ayew ve Benzia ile Roman hâlâ başka dünyalarda dolaşıyorlar... Ayew ve