Biz onu genelde yeme içme ve şarap uzmanı olarak tanırız. Oysa o aynı zamanda bir iktisatçı ve sosyolog hatta psikolog. Vedat Milor’dan söz ediyoruz. Son kitabı “Hesap Lütfen”i okuduk. Hem ABD hem Türkiye’de yaşayan Milor, iki toplumu karşılaştırırken harika tespitler yapıyor. Kendisine bir soru:
- Hangi huyumuzu elden bırakmalıyız?
Milor, eksiklik olarak üç özelliğimizi sayıyor.
BİR: Karşı taraf istemeden ona nasihat çekme: “Ben senin yerinde olsam şöyle yapardım” tavrı. Burada hem bir fikir belirtme hem kendi üstünlüğünü belirterek karşı tarafı küçük düşürme var. Aslında kişi bunu karşısındakinin iyiliği için değil kendini iyi hissetmek için yapıyor.
İKİ: Asla sorumluluk kabul etmiyoruz. Çok kolay şekilde başkasını suçluyoruz. Ben buna “çocuk kalmak” diyorum. Çünkü çocuklar sorumluluğu idrak etmeyi ancak zaman içinde öğrenirler. Bunun dramatik örneklerini futbolda çok sık görüyoruz. Yenilen takım hemen hakemi suçlar.
Koronaya karşı aşıyı bulan BioNTech firmasının kurucuları Dr. Özlem Türeci ve Prof. Uğur Şahin bu hafta Yunanistan’a geldiler. Kendilerine törenle Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu tarafından ‘İmparatoriçe Theophano’ ödülü verildi.
Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada iki bilim insanını “Koronavirüse karşı bilimin çılgın yarışına tüm güçleriyle katıldılar ve birinci geldiler” sözleriyle övdü.
Türeci ve Şahin, Selanik’te Atatürk Evi’ni de ziyaret ettiler ve onur defterine şunu yazdılar:
“Atatürk’ün doğduğu yeri ziyaret etmek, Türk kökenli bilim insanları olarak bizler için bir onurdur. Atatürk, modern Avrupa’nın öncü liderlerinden biri olarak özgür düşünce ve bilimin insanlık için taşıdığı temel değeri anladı; O’nun ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ şeklindeki bilge sözüne tamamen katılıyoruz.”
Sayın Türeci ve Şahin Türkiye’de ne zaman ağırlanacaklar?
Sağlık Bakanımız geleceklerini söylemişti. Hâlâ
6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk hayattan ayrılışının 34. yılında Ankara’da ve İstanbul’da törenle anıldı. Cumhuriyet ilkelerine bağlı, örnek bir komutan ve devlet adamıydı Korutürk. Onun 5.5 yıl basın müşavirliğini yapan Ali Baransel, “Bıçak Sırtında” adlı kitabında örnek davranışlarını anlatır.
12 Eylül darbesine hazırlanan generaller Cumhurbaşkanı Korutürk’ten Meclis’i feshetmesini istemişler; cevap aynen şöyle:
- Milletvekillerinden aldığım vazifeyi kendilerini ortadan kaldırmak için nasıl kullanırım?
Başbakan Yardımcısı Hikmet Çetin bir gün Köşk’teki randevusuna 15 dakika gecikiyor. Korutürk bu yüzden Çetin’i kabul etmiyor.
Korutürk’ün iki oğlu çalışmakta, kızı okula gitmektedir. Çocuklara Çankaya Köşkü dışında ev tutuluyor. Çocuklar işe ve okula ailenin şahsi aracıyla gidip geliyorlar.
Korutürk’e o soyadı kim mi vermiş? Mustafa Kemal. Deniz Yüzbaşısı Fahri Bey bir gece ünlü Karpiç Lokantası’nda yemek yerken lokantaya Mustafa Kemal ve arkadaşları
Reklam olmasın diye adını açıkça yazmayalım; V.... diye bir alkollü içki türemiş. Gazoz şişesine benzer şişeler içinde TEKEL ürünü satan mağazalarda bulunuyor. Vişnelisi, elmalısı, portakallısı falan da var. Gazozdan farkı, yüksek derecede alkol içermesi. Biranın alkol oranı yüzde 4-5, şarabın yüzde 11-12’dir. Bunun alkol derecesi daha yüksek, yüzde 15. Biranın üç katı. Fiyatı ise biranın iki katından daha az: 22 lira. Kısa yoldan kafayı bulmak isteyenler için ideal içki!
Bendeniz alkole karşı değilim. İnsanların alkol içme özgürlüğü vardır. Ancak bendeniz yüksek dereceli alkole bu kadar kolay erişilmesine karşıyım. Alkollü içkilere ikide bir zam yapılması doğru değil. Ancak alkolün bir çeşidini de böylesine ucuzlatmak ve kolay erişilir ve içilir hale getirmek yanlış. Üstelik ayaküstü içilebilen bir içki bu.
DOKTORA
Gazeteci Şengün Kılıç, T24 sitesinde ilginç bilgiler veriyor:
“Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün
Kendime zaman ayırdım, küçük bir Avrupa turu yaptım. Pandemi nedeniyle malum uzun süre evlerimizden çıkamadık, sonra evden çıktık, semtlerden çıkamadık, toplu taşım araçlarına binemedik. Dünyamız daraldı. Bu yüzden Yaradan’a sığındım, Avrupa’ya gidiş bileti aldım.
Vapur yerine motoru tercih ettim. Tek gidiş bilet 8 lira olmuş. Kadıköy’den Eminönü motoruna binip deniz havasını içime çektim.
Avrupa dediğim, tabii İstanbul’un Avrupa yakası. Karaköy’e yaklaşırken Galataport inşaatına gözüm takıldı.
İstanbul adına mutlu oldum.
Birkaç yıl önce Yolcu Salonu ve tarihi Paket Postanesi’ni çatır çatır yıkmışlardı. Protestolar üzerine Galataport’u yapan firma açıklama yaptı. Bu binaları aslına uygun inşa edeceklerini bildirdi. Hiç inanmadık. Çünkü böyle yalanları çok dinlemiştik. Ancak bu defa ne görelim? Yolcu Salonu ve Paket Postanesi gerçekten aslına uygun yapılıyor. Yolcu Salonu’nun saat kulesi ve postanenin bir benzeri olmayan dikdörtgen
Gıda maddelerini ucuzlatma hamlesi olarak son olarak Tarım Kredi Kooperatifi marketlerinin çoğaltılmasına karar verildi. Yaklaşık bin adet yeni market açılması üzerinde duruluyor.
Marketler aracıyı ortadan kaldırmakta etkili olabilir. Ancak sorun daha derinde, tarım ürünlerinin pahalıya mal edilmesinde. Bunun da sebebi girdilerin sürekli zam görmesi.
Bir zamanlar dünyada tarımda kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olan Türkiye neden bu duruma geldi?
1999 yılında IMF ile yapılan antlaşma bugünlerin ilk basamağıdır. Bu antlaşmayla tarımdaki tüm destekler kaldırılmış, şeker fabrikaları ve TEKEL’i özelleştirme sözü verilmişti. Peşinden 2002 yılında Dünya Bankası ile yapılan antlaşma sonucu ARIP adı verilen Tarım Reformu Uygulama Projesi karşılığında 600 milyon dolar kredi alındı. Bunun karşılığında tarım destekleri azaltıldı. Tarım sektörüne destek veren devlet kurumları; Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Devlet Üretme Çiftlikleri, Türkiye Zirai Donatım Kurumu, Orman Ürünleri Sanayi Kurumu, Tarım İşletmeleri Genel
Yerbilimci Prof. Şener Üşümezsoy’un “İSTANBUL DEPREMİ Nerede? Ne zaman? Kaç Şiddetinde” adlı kitabı deprem endişesi içinde yaşayanlara bilgi ve teselli veriyor.
Prof. Üşümezsoy’a göre, İstanbul’da gelecekte yaşanacak deprem birçok yerbilimcinin söylediği kadar yıkıcı olmayacaktır.
Ona göre, bugüne dek yapılan tespitlerin aksine kırılacak olan, Silivri-Çekmece arasında yer alan Kumburgaz Çukuru’ndaki 40 kilometrelik faydır.
Hocaya göre, bu fayın kırılması en çok 6.5 büyüklüğünde bir depreme yol açar. Bunun üzerinde bir deprem beklentisi gerçekçi değildir. Ancak bölgede başka bir tehlike vardır.
Beylikdüzü, Büyükçekmece, Haramidere, Avcılar gibi bölgelerde yapılar görece sağlam olmakla birlikte zemin kil taşı, çakıl taşı, kireç taşı gibi maddeler üzerine oturduğundan sağlam değildir. Ayrıca buraları yer yer heyelan bölgesidir. Özetle, riskli bölgelerdir.
Prof. Üşümezsoy, kendisinin de yaşadığı Kadıköy’ün durumuna da
Bir sanatçı dostumuz gönderdiği notta yabancı sözcüklere savaş açılmasına karşı çıkarak diyor ki:
“Diller başka dillerden alınan kelimelerle zenginleşir. Dilimizi ve hayatımıza yerleşmiş kelimeleri engelleyemeyiz.
Yoksa sen de hostes yerine “gök konuksal avrat” diyenlerden misin?”
Yabancı kelimeler gelir dile yerleşir, doğru ancak diline saygılı uluslar onları olduğu gibi almak yerine yerli köklerde karşılığını ararlar.
Dil kurumları onlara uygun karşılıklar bulur.
Ülkenin aydınları, yazarları, yayıncıları yeni sözcükleri ulusal dile yerleştirmek için çaba gösterir.
Dil böyle arınır, böyle özüne döner.
Hostes sözcüğüne gelince...