Başbakan Ahmet Davuto-ğlu’nun müjdesini verdiği taşeron işçilere kadro hakkının detayları netleşiyor. Başbakan, kamuda görev yapan tüm taşeron işçilerin kadroya geçirileceğini ifade etmişti. Söz konusu düzenlemeyle 720 bin taşeron işçi kadro hakkına kavuşacak. Bu açıklama sonrası taşeron işçilerin kafasında, geçişin nasıl olacağına ilişkin sorular var.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, kamuda görev yapan taşeron işçilerden 1 Kasım 2015 ve öncesinde işe girmiş olanlar kadroya geçirilecek. Bu tarihten sonra taşeron işçi olarak kamuya alınan taşeron işçiler için kadro hakkı söz konusu değil. Tarih belirlenmesinin amacı, taşeron işçilere kadro verileceği vaadinden sonra kamuya taşeron işçi olarak alınan kişilerin kadroya geçirilmesinin engellenerek, olası suiistimallerin ortadan kaldırılması.
Statü ne olacak?
Devlet Memurları Kanunu’nda memur, sözleşmeli personel ve işçi statüleri bulunuyor. Taşeron işçilerden kadroya geçirilecekler “özel sözleşmeli personel” statüsünde kamuya atanacak. Bu statünün çalışma koşulları, mali ve sosyal hakları ayrıca düzenlenecek. Özel sözleşmeli personel statüsünde atanacak kişiler, aynen diğer sözleşmeli personeller gibi memurların toplu
Taşeron işçilik çalışma hayatının en büyük sorunuydu. İş Kanunu’na farklı amaçlarla dahil edilen ancak hatalı uygulamalarla “modern köleliğe” dönüşen taşeron işçilik sorununun çözümünde çok büyük adım atıldı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dünkü açıklaması sonrasında kamuda çalışan bütün taşeron işçilere kadro hakkı tanınacak. Bu, taşeron işçiler ve aileleri için çok büyük bir müjde.
Başbakan kamuda asıl iş, yardımcı iş ayrımı olmaksızın tüm taşeron işçilere kadro verileceğini açıklandı. Taşeron işçilerin merakla beklediği yardımcı iş, asıl iş ayrımının kadro konusunda önemi kalmadı.
Herkese kadro var
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdiğinden bu yana, gerek işçiye gerek işverene pek çok yeni yükümlülük getirdi. İşverenin söz konusu yükümlülükleri kuşkusuz çok daha kapsamlı. Bu anlamda, işverenler iş güvenliği profesyonellerini görevlendirmek, iş sağlığı ve güvenliği konusunda çalışanları bilgilendirmek, risk değerlendirmesi ve acil durum eylem planı yapmak gibi yeni yükümlülüklerle karşı karşıya kalırken; işçiler ise mesleklerine ilişkin mesleki yeterlilik belgesi alma zorunluluğunu yerine getirmek zorunda. Dahası, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı gereğince belirli meslekler açısından söz konusu olan bu zorunluluğu yerine getirmeyen çalışanlar işlerini kaybedebilirler.
Kimleri kapsıyor?
Kanun gereği, çok tehlikeli ve tehlikeli sektörlerde yer alan işyerlerinde “40 meslekte” istihdam edilen işçilerin mesleki eğitim alma zorunluluğu söz konusu. İlgili tebliğde, çok tehlikeli ve tehlikeli sektörlerde yürütülen işlere ilişkin sayılan mesleklerde, mesleki eğitimi bulunmayan işçilerin çalıştırılmaması gerekiyor. Söz konusu mesleklerde 25 Mayıs 2016 tarihinden itibaren mesleki yeterlilik belgesi olmayan işçilerin istihdam edilmesi mümkün olmayacak. Bununla birlikte,
2015’in aralık ayı itibarıyla işsizlik bir önceki yılın aynı dönemine göre azaldı. Bir önceki ayla karşılaştırıldığında ise işsizliğin bir miktar arttığı görülüyor.
Mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise işsizlik oranının azaldığı ve yüzde 10.3 olarak gerçekleştiği görülüyor. Son bir yılda mayıs ayı hariç işsizlik oranı çift haneli rakamlarda sabitlendi.
İşsizlikteki azalışa paralel şekilde tarım dışı işsizlikte de azalış söz konusu. Bu azalışın nedeni, tarım dışı işgücündeki gerileme. Mevsimsel etkilerden arındırılmış işgücü göstergeleri sektörel açıdan ele alındığında, sanayi üretimindeki düşüşün sanayi sektörü istihdamına doğrudan yansıdığı ortaya çıkıyor. Aralık 2015 dönemi itibarıyla sanayi sektöründeki istihdam 42 bin kişi azalmış. Buna karşılık, hizmetler sektöründe istihdam edilenlerin sayısı 60 bin artmış. Ekonomideki durgunluğa bağlı olarak sanayi sektöründe yaratılan işlerin sınırlı kalmasına karşılık, Türkiye işgücü piyasasında son dönemde kaydedilen istihdam artışlarının daha çok hizmetler sektörü kaynaklı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunun yanında, büyümenin lokomotifi olarak görülen inşaat sektörü aralık döneminde sınırlı düzeyde (3 bin) istihdam
Birçoğumuzun sık sık dile getirdiği bir cümledir, “Sıkıldım bu işten!” Kimimiz yeni bir iş aramaya başlar, kimimizse çeşitli nedenlerle var olan işinde devam eder. Bugün sözümüz, yeni iş arayıp da bulanlara. İşten ayrılmak sanıldığının aksine kolay olmayabilir. Kişiler, İş Kanunu’nca belirlenen ihbar sürelerine uymak zorunda oldukları gibi, bu sürelere uymazlarsa cezai şart ödemek zorunda kalabilirler.
İhbar süresi ne demek?
İş sözleşmesi, haklı nedenler bulunmadığı takdirde ancak ihbar sürelerine uyularak sona erdirilir. Bu yükümlülük hem işveren hem işçi tarafı için öngörüldüğünden, işçi, “Ben işten ayrılıyorum” deyip ertesi gün işe gelmemezlik yapamaz.
İş Kanunu’na göre işyerinde çalışma süresi 6 aydan kısa olan çalışanların iki hafta, 6 ay ila 1.5 yıl arasında olanların 4 hafta, 1.5 yıl-3 yıl arası çalışmış olanların 6 hafta, 3 yıldan fazla çalışanlanların 8 hafta önceden işten ayrılacaklarını işverenlerine bildirmeleri gerekir. Gerek toplu iş sözleşmesi, gerekse iş sözleşmesiyle işveren ve işçi açısından süre uzatılmışsa, bu durumda, daha uzun bildirim sürelerine uymak zorunda kalınabilir. Çalışanların işten ayrılmadan önce sözleşmelerini kontrol etmelerinde fayda
Devlette çalışan yaklaşık 700 Bin taşeron işçisi var. Bu çalışanlar nefeslerini tutmuşlar, heyecanla gelecek haberleri bekliyorlar. Şu sıralar okurlarımızdan aldığımız soru veya mesajların yüzde 90’ı taşeron işçilerin kadro alıp alamayacağıyla ilgili. Haklı olarak devlette çalışanlar geleceklerini belirleyecek bir konuda endişeleniyor, merak içerisinde kalıyorlar. Ne var ki sona doğru geliniyor.
Maliye Bakanlığı yakında çıkaracağı yasal düzenlemeyle hangi taşeron çalışanlarının kadroya alınacağını hangilerinin alınamayacağını belirleyecek. Kadroya alınacaklar bakımından kritik soru; hangi işler asıl iş hangi işler yardımcı iş. Bu konuda Maliye Bakanlığı 21 Mart tarihini işaret ediyor, bu ayrımın netleşeceği mesajını veriyor.
Peki, taşeron çalışanların kadroya geçişi nasıl olacak?
Devlette çalışan taşeron işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili ilk gelişme 2014 yılının Eylül ayında yapılan düzenlemeyle oldu. O tarihte çıkarılan kanunla kamuda çalışan taşeron işçilerin asıl iş yardımcı iş ayrımına dayanarak kadroya geçirilmeleri bir takım esaslara bağlandı. Bu konuda yetki Bakanlar Kurulu’na tanındı. Ancak bir türlü kanunun öngördüğü asıl iş yardımcı iş ayrımı yapılamadı.
Günümüzde çalışan kadınların çalışma hayatı ile ilgili kafalarını karıştıran en önemli sorunun doğum olduğu görülüyor. Kadınlar çoğu kez çocuk sahibi olmakla kariyer arasında kalıyor. Mevzuatımızda doğum yapan kadınlara tanınan önemli haklar ve yardımlar söz konusu.
Bu haklardan ilki, kadın çalışanın kural olarak doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz olmak üzere toplamda 16 hafta çalıştırılamaması. İş Kanunu’na göre, kadın çalışan isterse ve doktorunun da bu konuda onayı varsa doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışabilecektir. Hamilenin doğumdan önce kullanmadığı beş hafta, izin süresine eklenecektir.
Ne var ki, izin süresi kadın çalışanın dinlenmesini sağlarken, bir yandan da ücretinden mahrum kalmasına sebep olmaktadır.
İş göremezlik ödeneği
Sosyal güvenlik kapsamında düzenlenen korumanın ilk ayağı 5510 sayılı kanunun 18. maddesi ile getirilen geçici iş göremezlik ödeneği. Bu ödenek kişinin çalışmasına engel bir hastalık, kaza veya hamilelik gibi bir durum ortaya çıktığında bu süre için belirli oranda gelir güvencesi sağlıyor.
Kadın çalışan adına doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmemişse, kendisine geçici iş
8 Mart 1857’de daha iyi çalışma koşulları için başlattıkları grev sonrasında meydana gelen olaylar yüzünden 129 kadın işçi Amerika’daki bir tekstil fabrikasında can verdi. 1910’da Danimarka’da düzenlenen Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda söz konusu kadın işçilerin anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasına karar verildi.
Türkiye 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü ilk kez 1921 yılında ‘Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutladı. Uygulamaya giren pek çok sosyal politikaya rağmen, Türkiye’de yaşayan kadınların hala sosyal yaşam içinde karşı karşıya kaldıkları çok ciddi sorunlar söz konusu. Özellikle çalışan kadınların yaşadığı problemlerin, iş ve özel yaşam arasındaki dengenin kurulmasının zorluğundan işyerinde maruz kalınan ayrımcılığa kadar uzanan çeşitli alanlarda ortaya çıktığı görülüyor.
İş - yaşam dengesi bozuk
İş ve aile yaşamı arasındaki dengeyi kurabilmek, tüm çalışanlar açısından büyük önem taşımakla birlikte, özellikle evli ve/veya çocuk sahibi kadın çalışanlar bakımından kritik öneme sahip.