Bir hükümet yetkilisine Suriye’den ne zaman, hangi koşulda çekileceğimiz soruluyor.
Cevabı özetle şöyle:
- Viyana Konferansı sonuca ulaşır, yeni bir anayasa yapılır, bu anayasaya uygun seçimler düzenlenir, yeni bir yönetim demokratik şekilde işbaşına gelir, o zaman çekiliriz.
Bu beklentilerin gerçekleşmesi için çok uzun yıllar gerekir.
Böylece Türkiye uzun yıllar Suriye’de savaşın içinde kalacak demektir.
Savaş en vahşi kumardır. Kazanan daha çok kazanmak, kaybeden zararlarını telafi etmek için masadan kalkmak istemez. O yüzden savaşı başlatmak kolay, bitirmek zordur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu hafta Putin ile hayati bir görüşme yapacak. Rusya ve Şam özellikle HTŞ terör örgütünden şikâyetçidir. Masada bu konu öncelikli olacak.
Son çatışmalar sonrasında İran’la da ilişkilerimiz gerildi. İpler biraz daha gerilir, Rusya ve İran’la ticaret kapıları kapanırsa nelerin olabileceğini anlatmaya gerek yok. Batımızda Yunanistan, Akdeniz’de İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs, Mısır ittifakı... Tehlikeli bir ku
Aslan gibi 33 Mehmetçiğimiz şehit oldu, bir o kadarı yaralandı, milletin yüreği acıyla, hüzünle kavruldu. Toplum kederler içine düştü.
Burada farklı bir konuya değineceğiz.
Önceki akşam ekranlarda şehit haberlerini biz büyük üzüntüyle izlerken... Ekran başında bizden çok daha endişeli aileler vardı. İdlib’de cephedeki askerlerimizin yakınları, anaları, babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları elbet tarif edilmez kaygı ve endişeyle izliyordu haberleri. Acaba yakınları şehit mi oldu, yaralandı mı, hastaneye mi kaldırıldı? Ekranlarda isim yoktu, sadece sayı vardı. Oysa... Fikrimizce... Şehitlerin adları açıklanmalıydı. Evet, ailelerinde şok yaratmaması için şehit isimleri anında açıklanmıyor. Ama açıklanmayınca tüm asker yakınları endişeye kapılıyor. Ayrıca yaralıların isimleri verilmeli, hangi hastanelerde yattığı bildirilmeliydi. Aileler elbet bu haberler üzerine harekete geçerlerdi. Yaralısı olan Hatay’a doğru yola çıkabilirdi. Veya oradaki bir yakınını harekete geçirebilirdi. Diğer asker yakınlarının içi ferahlardı. Bir
Yarın, 28 Şubat, edebiyatın büyük ustasının, Yaşar Kemal’in 5’inci veda yıl dönümü.
Memleketi Adana’da ve İstanbul’da Sarıyer Belediyesi’nde anma etkinlikleri düzenleniyor. Daha da renkli gösterilere vesile olabilir bu anma günü.
Örneğin, Yaşar Kemal’in eserinden bestelenen “Teneke” operası en azından Ankara’da sahneye konulabilirdi. İtalyan besteci Fabio Vacchi’nin bu bestesi ünlü La Scala Operası’nda 2007 yılında sahnelendi. Büyük beğeni topladı. Türkiye’de adı bile anılmıyor. En azından bu operanın kimi parçalarından oluşan bir konser düzenlenebilirdi. Demek akıl edilemedi.
Mersin’de geçen aralık ayında bir gecede 1511 kızılçam ağacını elektrikli testereyle kesen Mehmet Şenol adlı ağaç düşmanı tutuklanmıştı. İfadesinde içkili olduğunu, ne yaptığını hatırlamadığını söyleyen sanık, 6 hafta sonra, geçenlerde serbest bırakıldı. Bir kişinin tek başına bir gecede 1511 ağacı kesip kesemeyeceği, suç ortaklarının kimler olduğu, amaçlarının ne olduğu pek araştırılmadı. Olay neredeyse kapandı...
Geçenlerde Atatürk’ün özel kalem müdürü Hasan Rıza Soyak’ın anılarını okurken aşağıdaki öyküye rast geldik. Atatürk’ün Yalova’da asırlık çınarın uzayan dalını kesmemek için yazlık köşkü yürüttüğünü biliyorduk ama bu öyküyü duymamıştık. Okuyalım:
“Orman çiftliğinin imar arazisi içinde Balgat köyünün altında Söğütözü denilen bir yer vardır. Onun deyişiyle bir Koliba (kulübe)yaptırmak istedi. “Ya paşam, istediğin bir kulübe olsun, yaparız şuraya” demişler. Paşa sorar:
- Buradaki ağaçlar
Her ülkenin farklı diplomasi silahları var...
Rusya’nın diplomasi silahlarından biri de domates...
İdlib’de durum sertleşince domatese sınırı kapattılar.
Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur dün dedi ki:
“Domates yüklü TIR’lar kotanın dolduğu gerekçesiyle sınırda bekletiliyor. Bu konuda önceden uyarı yapılmadı. İlişkilerin iyi olduğu dönemde ek kota alınırdı. İdlib nedeniyle ilişkiler gerginleşince ek kota alınamıyor.”
Uçak krizinde yaşadık. Domates boykotunu turist boykotu izlemişti. Bunalım uzasaydı doğal gaz vanası da kapanır mıydı? Neyse ki özür dileyerek iş oraya varmadan ilişkileri yoluna koymuştuk.
xxx
İdlib kırsalına yaptığımız silah yığınağı Suriye’ye
Bu köşe dün 38 yaşına bastı...
Açık Pencere yaşamına 19 Şubat 1982 tarihinde Güneş gazetesinde başlamıştı. O zamanki adımız Arka Pencere, genel yayın yönetmenimiz Güneri Cıvaoğlu idi... 1986 yılında Milliyet gazetesine geçtik, adımız Açık Pencere oldu. 38 yıldır okurumuzun karşısına imzamızla çıkıyoruz. Basın tarihinde kısa ama köşelerin tarihinde pek de kısa olmayan bir süre sayılır bunca zaman. En büyük mutluluğumuz bu süreçte görev olarak insanımızın derdine çare aramış, onları elimizden geldiğince bilgilendirmiş, hoşça vakit geçirtmiş olmamızdır.
İlkelerimizi anlatmaya gerek var mı?
Dürüst ve tarafsız olmalı. Okuru aptal yerine koymamalı. Çıkar çevrelerinin aleti olmamalı, ezilenin sesi olmalı.
Gezi davasının bugün altıncı duruşması görülecek...
Davada iş adamı Osman Kavala ile birlikte mimar Mücella Yapıcı ve Yiğit Aksakoğlu’nun müebbet hapsi isteniyor. Suçları TCK’nin 312. maddesini ihlal, yani ‘Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs’tür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli kararında Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması kararını açıkladı. AİHM’ye göre, iddianamede Osman Kavala’nın şiddete başvurduğunu gösteren kanıt yoktu. Demokratik haklarını kullanması suç olarak niteleniyordu. Gezi’ye sadece birkaç plastik masa ile sandviç göndermişti.
İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi AİHM’nin tahliye talebini reddetti. AİHM kararı 10 Mart’ta kesinleşecekti. Mahkemenin yeni duruşmayı 10 Mart’tan önceye yani bugüne alması hüküm verileceğinin işareti olarak değerlendiriliyor. Mücella Yapıcı da bugünkü duruşmada tutuklanabileceğini söylüyor.
Mimar Mücella Yapıcı, biz
İstanbul’da şehir suyunun içilebilirliği konusunu bir de laboratuvarla konuşmayı düşündük. İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı üç halk sağlığı laboratuvarından birinin telefonunu çevirdik. Bu kuruluşlar kamu ve özel kişiler tarafından getirilen su örneklerini kimyasal ve mikrobiyolojik yönden inceliyor. Bunun için 250 lira ücret alıyor. Laboratuvar yetkilisine soruyoruz:
- Tahlil için musluk suları da geliyordur. Sonuç nasıl çıkıyor?
- Tabii sık sık musluk suyu analizi de yapıyoruz. Zararlı maddeye rastlamıyoruz. Gayet normal. Su depodan geçmiyorsa veya depo temizse sorun kalmıyor.
- Ancak klor kokusu vatandaşı rahatsız ediyor sanırım.
- Suyu birkaç saat açıkta bekletirseniz, klor kokusu gider.
- Okullarda durum nedir?
- Eğer suyu depodan almıyorlarsa öğrencilerin musluk suyunu içmesinde sakınca görülmüyor.
- Peki, kafe ve lokantalar?