TÜİK 2019 yılına ilişkin “iş gücü istatistikleri”ni açıkladı. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2019 yılında, bir önceki yıla göre 932 bin kişi artarak 4 milyon 469 bin kişi olmuş.
Kanada Başbakanı Justin Trudeau halkı için üç gün önce paket açıkladı. Dedi ki:
“Parayı düşünmeyin. ‘İşimi kaybeder miyim?’ diye korkmayın!
Siz sağlığınızı düşünün, para bizim işimiz.
Nihayet bana da sıra geldi. Beni de N’abertürk TV’deki tartışmaya konuk olarak davet ettiler. Konunun ne olduğunu hiç sormadım. O stüdyonun bir tılsımı var. Her çıkan jeolojiden jinekolojiye, jeopolitikten jeostratejiye, morfolojiden farmakolojiye kadar bütün bilimler üzerinde uzmanlara taş çıkartacak konuşmalar yapıyor. Demek orası zihin açıyor. Ben de ne söylesem uyar, diye düşündüm.
Stüdyoya girdik, yerimizi aldık. Her gece ekranda gördüğümüz gazeteci arkadaşlar yine oradalar. Tartışacağımız konuyu orada öğrendim. Moleküler biyoloji açısından koronavirüsün özelliklerini tartışacakmışız. Diğer arkadaşlar bir şeyler anlattılar. Sıra bana gelince kaynağımdan aldığım (etraftan duyduğum) bilgilerle konuştum:
- Koronaya karşı en etkili savunma yöntemi kelle paçadır, dedim, ancak ayak paça ve dil paça da etkili olabilir. Damardan tuzlama, şirden, ince kıyım çorba da iyidir. Ancak sirke sarımsağı bol olmalı ve mümkünse duble istemeli. Üstüne de beyinli yarım baş tavsiye ederim...
Katılımcılardan
Şu sırada Türkiye’de Kovid-19 vaka ve ölüm sayısı pek çok ülkeye göre çok aşağılarda. Ama bu, hızla ve katlanarak çoğalmayacağı anlamına gelmiyor.
Koşullar acil önlem alınmasını gerektiriyor.
Çin’de ve birçok Avrupa ülkesinde alınan önlemleri görüyoruz
Eczaneler, marketler, benzin istasyonları ve bankalar dışındaki tüm işyerleri kapatılıyor.
Bizde camiler, kafeler, lokantalar ve kıraathaneler daha yeni kapandı.
Çinliler iki üç hafta evde oturmaya katlandılar, krizi atlattılar.
İtalya ve İran halkları ise ihmallerin kurbanı oldular.
Biz de gözümüzle görmedikçe tehlikelere inanmıyoruz.
Yok artık öyle, savaş çıkarsa ben başka ülkeye giderim. Atom savaşı çıkarsa özel sığınağa girerim. İklim krizi artarsa sulak ülkeye göçerim. Benim param var, ben zenginim. Benim ülkemin orduları güçlü o yüzden güvendeyim. Senin orduların zayıf. Sen güvende değilsin. Falan... Bunların hepsi fasa fiso oldu.
Korona Dayı, dünya tarihinde yeni bir sayfa açıyor.
Parayı ve kaba gücü yerle bir ediyor.
Herkese eşit ölüm korkusu gönderiyor.
İdlib’de silahların susması, daha fazla şehit haberi gelmeyeceği için bizi mutlu etti. Peki, bölgeye bahar havası geldi mi? Uzun dönemde bir çözüm görünüyor mu?
Maalesef bu sorulara evet demek mümkün değil.
Çünkü belli ki Şam rejimi orada durmayacak... Kendine ait toprakların tümünü almak için ilerlemesini sürdürecek. Rusya Suriye’yi desteklemekten vazgeçmeyecek. Türkiye yeni bir göç dalgasını önlemek için olduğu yerde kalmaya çalışacak. Bu arada HTŞ ve diğer cihatçı örgütleri zapt edebilecek mi? Kritik soru bu. Düğüm burada. Çünkü ABD bu cihatçı örgütleri giderek daha büyük ölçüde kışkırtmanın peşinde. Böylece hem Türkiye’yi İdlib’de oyalayarak Kürt bölgesini rahatlatıyor hem de bizi Rusya ile karşı karşıya getirmiş oluyor. Bölgede mekik dokuyan Özel Temsilci James Jeffrey’in özel görevi de herhalde bizi Rusya ile kapıştırmaktır!
Esad’la konuşmak, Türkiye’nin
Hatırlanacağı üzere, eski milletvekili Eren Erdem, hakkındaki tutukluluk kararı kaldırıldığında özgürlüğüne kavuşamamış... Alelacele açılan bir başka soruşturma gerekçe gösterilerek çıkamadığı cezaevine yeniden konulmuştu. Aynı durumu daha sonra Osman Kavala yaşamış, Gezi davasından beraat ettiğinde özgürlüğün tadına varamamış... Anında bir başka soruşturmadan tutukluluk kararı verilerek yeniden koğuşuna dönmek zorunda bırakılmıştı.
Genç meslektaşımız Murat Ağırel de benzeri akıbetten kurtulamadı. Tutuklanma istemiyle sevk edildiği hakimlikten serbest bırakma kararı çıkar çıkmaz, savcının itirazı üzerine 48 saat bile geçmeden bir başka mahkemenin kararıyla tutuklandı.
Tutuklanmama ya da serbest bırakılma kararlarının pek bir önem taşımadığı, bu kararlara muhatap olanların sevinemediği... Çünkü hemen ardından şu veya bu yöntemle tutuklamaların geldiği bir garip döneme girmiş bulunuyoruz.
Değerli hukukçu Av. Celal Ülgen, bu son durumu futboldaki “VAR sistemi”ne benzetirken dedi ki:
“Artık kimse mahkeme tarafından
Malumunuz, İstanbul Valiliği, “Savaşa Hayır” içerikli her türlü etkinliği yasakladığını açıkladı. Aradan iki gün geçti, Moskova’dan “Ateşkes” diye özetleyebileceğimiz anlaşma geldi. Ateşin kesilmesi esas itibarıyla savaşın tamamen ya da belirli bir süre için sonlandırılması demek. Dolayısıyla, hemen hepimizin sevinçle karşıladığı “Ateşkes” mutabakatı “Savaşa hayır” sloganından hareket ederek imzalanıyor.
Özetle: “Savaşa hayır” demek yasak ama mutabakat yapmak serbest...
Savaşa hayır yasağı uygulandı mı peki? Mümkün mü? Geçenlerde gözümüze çarpan karikatürü aktaralım: Karede önlük giymiş iki insan yer alıyordu. Birinin önlüğünde “Savaşa şey” yazıyordu, diğerininkinde “Şeye hayır.”
***
Ateşkes mutabakatı olumlu bir adımdır. Ama sorunları çözmez...
HTŞ ve benzeri guruplar bugüne dek rahat durmadı, bundan sonra duracak mı? Eli silahlı bu grupların geleceği ne olacak? Bunlar nasıl eritilecek?
İkinci ve daha büyük sorun...
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen yıl 13 Kasım’da yaptığı ABD gezisinden dönüşte uçaktaki gazetecilere açıklamıştı.
Başkan Trump, Suriyeliler için kendisine “Bunları vatandaş olarak alamaz mısınız?” teklifinde bulunmuş.
Aynı Başkan Trump, iki gün önce Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile yaptığı görüşmede: “Yunanistan’ın sınırlarında güvenlik sağlama çabalarını desteklediğini” belirtti...
Göçmenler sorununun kesin çözümü, bu insanların bir önce kendi topraklarına geri dönmeleridir. Bunun çareleri konuşulmalıdır. Başkan Trump bunun yerine neden Suriyelileri Türkiye’ye yerleştirmeye çalışıyor.