İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bu hafta Macaristan’a yaptığı ziyaret epey tartışma yarattı. Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın, on binlerce Filistinliyi saldırı emirleriyle katletmiş, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında tutuklama kararı çıkardığı bir ismi ülkesinde ağırlaması tepki çekti. Pek çok ülkeden ve insan hakları örgütünden Orban’a “Mahkemenin kararını uygulayın, ülkenize ayak bastığında Netanyahu’yu tutuklayın!” çağrısı geldi. Macar hükümeti bu çağrılara kulak tıkadığı gibi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olmaktan çekileceğini duyurdu.
Tüm bu yaşananlar, Orban ve Netanyahu’nun geçmişten gelen dostluğunu bilmeyenler için şaşırtıcı oldu. Oysa 2005 yılında Orban henüz muhalefette, Netanyahu ise Maliye Bakanı’yken başlayan kişisel tanışıklık, 2010’lu yıllarda iki ismin partilerinin - Fidesz ve Likud’un – ‘anti-Soros’ ittifakında buluşmasıyla pekişmişti. Milyarder iş insanı George Soros’un Yahudi asıllı olduğu düşünüldüğünde bu bir çelişki gibi görünebilir ama işin aslı pek öyle değil. İki isim de Soros’un ‘Açık Toplum’ adını verdiği sivil toplum örgütü üzerinden yürüttüğü faaliyetleri iktidarına bir tehdit olarak görüyor.
Orban’ın dönüşümü
Andras Dezso, Balkan Insight’ta yazdığı makalede Orban’ın Soros’a bakışındaki dönüşümü çarpıcı şekilde özetliyor. 1930 yılında Macaristan’da doğmuş Yahudi asıllı işadamı Soros’un 1984’ten beri ülkenin komünizmden demokrasiye geçişini teşvik etmek için eğitime milyonlarca dolar aktardığını hatırlatıyor. Kendisi de öğrenciyken Soros bursuyla okuyan Orban’ın, iktidara geldikten sonra görüşlerinin 180 derece değiştiğini örneklerle anlatıyor.
Kısaca özetlemek gerekirse Orban, Soros’u ‘Avrupa kültürünü dönüştürmeye çalışmakla’ suçluyor. ‘Göçmenleri kullanarak Avrupa’yı uzun vadede İslamlaştıracağını’ savunuyor. Bu yüzden de Soros’u ‘ulus-devletleri yok etmeye çalışan küresel seçkinlerin lideri’ olarak görüyor. Partisinin söylemlerini ve propagandasını da bu karşıtlığın üzerine kuruyor. Bu söylemi de geçmişte partisi ‘anti-semitik’ damgası yemiş olmasına rağmen, bagajlarından kurtularak, sol muhalefete karşı kullanıyor. Netanyahu ile buluştuğu noktada da işte burası.
Nethanyahu’nun kaygısı
Yahudi kökenli olmasına rağmen Soros’un yürüttüğü faaliyetler, Nethanyahu hükümetince de ‘tehdit’ olarak algılanıyor. Örneğin 2018 yılında Afrika kökenli sığınmacıları geri gönderme planı yapıldığında, Soros ‘perde arkasında bu grupları desteklemek ve ülkede karışıklık çıkarmakla’ suçlanmıştı. Ayrıca fonların bazı Filistinli örgütlere gittiğine dair yorumlar da gündemden hiç düşmüyor.
Ayrıca Netanyahu, her zaman Avrupa’daki sol ve aşırı solun İsrail karşıtı olduğuna inandı. Orban Avrupa’da Netanyahu’ya destek verirken, İsrail Başbakanı da Orban’a ABD ile ilişkileri düzeltmesi için yardımcı oluyor. Mesela Orban’ı ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüren isim de yine Netanyahu’ydi.
Dolayısıyla tüm bu arka planı bilenler için ne bu ziyaret ne de Orban’ın insan hakları örgütlerine karşı meydan okuyan tavrı şaşırtıcıydı. Dünyada aşırı sağ akımlar yükseldikçe bu tip ittifakların daha da kökleşeceğini söylemek gerekiyor.