Prof. Dr. Mahmut Özer

Prof. Dr. Mahmut Özer

mahmutozer2002@yahoo.com

Tüm Yazıları

Bu topraklarda Batı’ya bakışta eski reflekslerden kurtulmak oldukça zor görünüyor. Kendi meselelerine kendi başına çözüm üretmek yerine kolaycılığa kaçıp Batı’nın tercihini çözüm olarak sunmak ve bu sunuş esnasında sıkışınca da Batı’yı yardıma çağırmak uzun geçmişi olan bir refleks. Bu refleks elbette bir anda oluşmadı. Türk siyasal hayatında bugünlere önemli kırılmalarla gelindi. Bu refleksin arka planında, geçmişte devlet-toplum ilişkilerinde geleneksel düzenin bozularak bürokratik tahakküm düzenine evrilmesi ve bu evrilmenin Batılılaşma ile tahkim edilerek kültürel yapıda Batılılaşma politikalarının ana akım oluşturması var. Böylece uzun bir dönem, imkânlar merkezde toplandı ve çevre tek yönlü bir endoktrinasyona maruz bırakıldı. Dolayısıyla, bürokrasi ve kültürel yapı sadece Batı merkezli bir okuma içine girerek çevreyi ve toplumu uzun yıllar buna göre dönüştürmeye çalıştı. Toplum bu yaklaşımın, bu projenin uygulanacağı saha olarak görüldü, ancak projenin uygulanacağı saha ve dinamiklerini öğrenme zorluğuna girilmedi. Yabancılaşma da kaçınılmaz oldu.

Haberin Devamı

Hal böyle olunca, ülkemizde çok uzun seneler boyunca kendi meselelerimize Batı’lı bakış pekişti ve kuvvetli bir çevrime sahip oldu. Bilgi ve içerik bu temel üzerine üretildi. Çerçevenin dışına çıkabilmek imkânsız hale getirildi. Ana akım bu şekilde yapılandırıldığından yaşamın tüm alanlarında bu minvalde yaşam ve düşünüş büyük bir konfor vadediyordu. Bu süreç devam ederken çepere itilen ve sürekli Batı’lı endoktrinasyona maruz bırakılan kitlelerin merkeze gelme mücadeleleri de varlığını sürdürmeye devam etti. Bu bağlamda çok önemli kazanımlar elde edildi. Özellikle son dönemde bu mücadele yeni bir kırılmayı tetikledi ve ilk kez güçlü bir şekilde dünyayı dışlamayan ancak Batıyla ilişkilerinde bağımlılıktan karşılıklılığa evrilmiş yeni bir dil inşası mümkün olabildi.

Bu yeni dilin toplumsal yaşamın tüm alanlarından dış politikaya kadar çok geniş bir alanda somut örneklerine tanıklık ediyoruz artık. Elbette her şey bitmiş değil, yeni dil inşası tüm meydan okumalara karşı halen dinamik bir şekilde devam ediyor. Burada da asıl zorluk içerik üretiminde. Hem dünyadaki gelişmelere vakıf olmak hem de ülkemizin tarihinden gelen güçlü müktesebatını, kazanımlarını günümüze taşımak ve yeni te’liflere dayanak kılabilmek gerekiyor. Yeni halin yepyeni sorunlarına çözüm üretmek gerekiyor. Dolayısıyla bu yolda her çaba ön açıcı bir işlev görecektir.

Haberin Devamı

Tam tersine, bu yola katkı vermek yerine sorunlarımıza çözüm üretmeyen eski reflekslere tekrar dönmeye çalışmak faydasız olduğu gibi enerjimizi de tüketmektedir. Bize ait olmayan ve bir çıkış imkânı da sağlamayan bu refleks kendi topraklarına yabancılaşmayı derinleştirmektedir. Bu durumda elinizde sadece eski zamanların politikaları ve refleksleri kalırken kendinizi konforlu zamanların politikalarına ve reflekslerine hapsedersiniz. Ancak, yabancılaşma derinleştikçe zamanı anlamayan ironiler ortaya çıkmaktadır. Bunun basit bir örneğini de yakın zamanda KKTC’de başörtülü bir öğrencinin okula alınmamasındaki reflekste tekrar şahit olduk.

Haberin Devamı

Geçmişten günümüze bu dile dayananların ve siyaset yapanların toplumu temsil edebilme kabiliyeti sürekli daralmış, zamanla, bırakın geniş kitleleri, temsil ettiği iddia edilen kesimleri dahi temsil edemez hale gelmiştir. Çünkü zaman akmakta, bu topraklara dayalı sahici dile sahip çıkanları ve bu dilin akışkanlığına katkı verenleri ödüllendirmektedir. Vakıa da bu minvaldedir. Aksi refleksler sıkışınca acı bir şekilde çıkış noktasına, Batı’ya başvurmakta ve destek talep etmektedir. Oysa her açıdan kırılgan bir dönemin yaşandığı günümüz dünyasında Batının hikâye yakıtı bitmiştir ki bizdekilerine faydası dokunabilsin. Bir zamanların referansı olan Kıta Avrupası artık kendi sorunlarına çözüm üretemez bir haldedir. İsrail’in katliamları devam ederken Batının cılız tepkileri bu reflekslerin dayandığı temelin çürümüşlüğünü yüzümüze çarpmaktadır. Amerika’da bu bağlamda yakın zamanda yükseköğretim kurumlarında düşünce özgürlüğünün hali her geçen gün içler acısı bir duruma doğru evrilmektedir. En son Harvard Üniversitesi’nde Ortadoğu Araştırmalar Merkezi direktörü Cemal Kafadar Hocanın başına gelenler çok açık bir şekilde ortada durmaktadır.

Diğer taraftan, üretim bir ülkenin kalkınmasının ötesinde bağımsızlığını tahkim eden en kritik konuların başında gelmektedir. Yeni dil inşasının en önemli itici gücü yerli üretim kapasitesidir. Ülkemiz son yıllarda bu kapsamda büyük atılımlar yapmış ve çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu kazanımlara zarar vererek ticari hayatı ve nihayetinde istihdamı olumsuz etkileyecek boykot çağrılarının ekonomik maliyeti ağır olacaktır. 28 Şubat döneminde ülkemiz bu tip kutuplaştırıcı denemeleri çok gördü, ancak faturayı maalesef toplumumuz ödedi. Ülkemize tekrar bu tip maliyetleri ödetmeye kimsenin hakkı yoktur. Tam tersine zaman, birlik ve beraberliğimizi tahkim etme zamanıdır.

Artık soğuk savaş dönemlerinin savunma mekanizmaları ve birlikleri terkedilmekte ve ülkeler kendi kaderleriyle baş başa kalmaktadır. Yeni güvenlik mimarileri oluş(turul)maktadır. Tüm dünya büyük türbülanslarla yeni bir yola gitmek için zorlanmaktadır. Dolayısıyla, bu süreçte en güvenli yol birlik ve beraberliği tahkim etmek, yankı odalarını yıkmak ve enerjimizi ülkemizin sorunlarını çözmek için kullanmaktır. Kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye’nin inşa sürecine ve tahkimine katkı vermek, katkı verebilmenin önündeki engelleri yıkmaktır. Dikkat edilirse zamanın ruhu da aslında kendi toplumunu referans alarak çözüm için çabalamayı teşvik etmektedir.