Berlin’in Ankara ile ilişkilerinde en sık kullandığı söz hukukun üstünlüğü sözüdür değil mi?
Almanya’nın müstakbel Başbakanı Merz, pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında Netanyahu’nun tutuklanmadan Almanya’yı ziyaret edebilmesinin yollarını ve araçlarını bulacağına söz verdiğini söyledi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararı ortadayken, hukuk dışı yollara sapacağının sözünü veren Almanya’nın müstakbel Başbakanı, sonra kalkıp Türkiye’ye hukukun üstünlüğü ilkesini mi hatırlatacak?
Yaşadığımız dünya “Amaca giden her yol mübah” anlayışının hâkim olduğu, ahlakın dışlandığı bir dünya.
Almanya elbette tek örnek değil.
İngiltere, para ödeyerek ülkesine sığınanları Ruanda’ya yollamaya çalışmadı mı, El Salvador, parası karşılığında ABD’deki mahkumları kendi hapishanelerinde barındırma teklifinde bulunmadı mı?
Daha beteri Trump, faizin de faizini alan tefeci gibi Ukrayna’ya 500 milyar dolar borç çıkartıp, ülkenin nadir elementlerine çökmüyor mu?
Amaca giden her yol mübah diye özetlediğimiz ama gerçekte başka bir şey söylemiş olan Makyavel, 498 yıl önce ölmemiş olsaydı, bu manzaradan çok utanırdı.
***
Sadece uluslararası ilişkiler değil, futbol dünyası da Makyavel’i utandırmak için elinden geleni yaptı.
Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesinde söylenenlere birlikte göz atalım mı?
Asılsız bir sürü suçlama duyduk hafta boyunca, herkes suçlamada bulundu, kimse yargıya gitmedi.
Kulüpleri büyük kılanın sonuçlar değil doğruyu söylemek olduğunu ya da her söylediğinden geri adım atmamak olduğunu hiç hatırlamadık.
Rekabet ile nefret arasındaki farkı kavrayamayınca, futbolcuların düşman görünen takımın başkanına laf etmesinden mutlu olunan bir ortama ulaştık.
FETÖ temizliği sınırlı kalmış, SPK kurallarının etrafından dolaşıldığında da bir şey olmayan, hakemlerin sosyal medya hakaretlerinden hakemlikten fazla para kazandığı, çok ağır mali suçlamaların ortalıkta dolaştığı bir düzende ahlak aramak çok akıllı işi olmayabilir.
Makyavel 498 sene önce ölmemiş olsaydı, bugüne bakıp, asırlardır benim günahımı alıyorsunuz derdi herhalde...
***
Futbolda nefret var da siyasette durum farklı mı sanki?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında söylediği “AB’yi Türkiye kurtarır” sözünü gülümseyerek karşılayanlar oldu.
Batı demokrasisini ağzından düşürmeyenler hemen hukuk vurgusu yaptılar ama Almanya’dan aynı gün gelen hukuk dışı açıklamaya ses etmediler.
Adalet anlayışı coğrafyaya göre değişenler iyi, Makyavel mi kötü diye sormayacağım bile.
Eurostat’ın yaptığı tahminlere göre AB ülkelerinde 65 yaş ve üzeri nüfusun payı 2022’de yüzde 21,1’di ve halen yükseliyor.
AB ülkeleri yaşlı nüfus yüzünden her yıl bir milyon iş gücü kaybı yaşıyor, boşluğu göç ile doldurmaya çalışıyor.
1998’de yayımlanan Saint Malo Deklarasyonu’ndan beri AB, Washington’dan bağımsız bir ordu inşa etmeye çalışıyor ama başaramıyor.
Paraları var, cephane ve silah üretebilirler ama askerleri yok, yine Eurostat’a göre bir savaş durumunda ülkemi savunurum diyen AB vatandaşlarının oranı sadece yüzde 31.
Geçen hafta yazmıştım, AB üyesi ülkelerde birçok kuruluştan, Türkiye olmadan AB Ordusu olamaz açıklamaları gelmeye başladı.
Belli ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yükselen seslerin ve çaresizliğin farkında, cümleyi kurdu ama beğenmeyenler oldu.
Tek isteği Erdoğan’ın iktidar olmadığı bir Türkiye olanlara kızmaya kimsenin hakkı yok ama 498 yıl önce ölmeseydi Makyavel bile bu hukuk çelişkisine, bu gözleri kör eden siyasi nefrete tepkisiz kalamazdı.
***
Makyavel’i utandıran halimizi elektrik faturalarıyla bitireyim.
Yıllardır zenginden daha çok vergi alınmasını savunuyoruz ya, buna benzer bir adım atıldı, fazla elektrik tüketenden devlet sübvansiyonu kaldırıldı.
Yani çok tüketen, büyük evde yaşayan, çok elektrikli alet kullanan elektriğin gerçek değerini ödeyecek.
Hal böyleyken, sosyal medyada elektriğe gizli zam yapıldı rüzgârı estirildi, bu rüzgârda yelkenlerini dolduranlar neyin ne olduğunu biliyorlardı ama amaç siyasi nefrete ait olunca yöntem fark etmiyor.
Makyavel’in Prens kitabını okursanız amaca giden her yol mübah sözüyle özetlediğimiz fikrin aslında anlamını biraz aştığını görürsünüz.
Makyavel, Platoncu anlayışa karşı çıkar ve siyaset ile ahlaki iyilik arasında ilişki kurmamak gerektiğini söyler, zira buradaki standardın ne olduğunun belirlenmesi muğlaktır. Uzatmayayım, Makyavel’i utandırmaya devam ediyor ve durmadan onu suçlu ilan ediyoruz.
İşimize geldiğinde haksızlık yapmak mı, o da Makyavel’in günahı der geçeriz...