Can Dündar

Can Dündar

candundarada@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Danimarka’daki Roj TV kapatma davasında, kanalda ele geçen belgelerden biri açıklandı.
Kanal yöneticileri PKK’ya “14.30’dan sonra eylem yapmayın, haber yayınları güçleşiyor” diyordu.
Önceki gün Ankara’daki eylem 11.05’te gerçekleşince aklıma bu belge geldi.
TV’ler olayı sıcağı sıcağına canlı verdiler.
Gazeteler ise ikiye ayrıldı:
Geniş görenler ve küçük görenler...
Manşetten verenlerin gerekçesi hazırdı:
“Çünkü bu, günün en önemli olayı...”
Küçük görenler de muhtemelen şunu düşünmüşlerdi:
“Abartırsak, terörün ekmeğine yağ sürmüş oluruz.”
* * *
Haberi küçük görenlerin çoğu iktidar yanlısı gazetelerdi. Bu konuda yukarıdan bir telkin mi oldu, yoksa “Terör, hükümeti zaaf içinde gösterir” refleksiyle gönüllü ve anlaşmalı bir perdeleme mi yapıldı, bilemiyorum.
PKK’nın, artık haber yayın saatlerine göre eylem yaptığını düşününce, bu otosansürü meşru görebiliyor insan...
“Madem terör, haberle besleniyor, o halde bize düşen buna alet olmamaktır” diyenler var.
Ben onlardan değilim.
Tersine; bunun ters tepeceğine inananlardanım.
* * *
“Terörün medyada yansıtılış biçimi”, benim ODTÜ’de doktora tez konumdu. Üzerine hayli çalıştığım bir sorundur.
Dünyada da özellikle 1970’li, 80’li yıllarda çok tartışılmıştır.
Konuyu ilk gündeme getirenlerden biri eski İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher’dı. Daha 1985’te gazetecilere “teröristleri kamu ilgisinin sağladığı oksijenden mahrum bırakmayı” önermişti. Cumhurbaşkanı Özal da gazetelerin terör haberlerini manşet yapmayıp arka sayfadan vererek terörle mücadeleye katılmasını istemişti. Bu yaklaşım, hem İngiltere’de hem Türkiye’de iflas etti.
Neden?
* * *
1) En başta medyaya güven sarsıldı. “Bazı bilgileri bizden saklıyorlar” hissi oluştu.
2) Basının uyarıcı işlevi ortadan kalkınca terör tehdidi, gazetelerden sonra zihinlerde de küçük görülmeye başlandı.
3) Diğer gazetelere göre çok daha sansasyonel yapan “fısıltı gazetesi” devreye girdi ve ciddi zarar verdi.
4) Terör örgütleri, medyanın dikkatini çekebilmek için daha büyük çaplı eylemlere yöneldi.
5) Halkın bilgilenme hakkından vazgeçirilmesiyle iktidardaki partiye zaaflarını örtme şansı bahşedilmiş oldu.
6) Medya ilgilenmeyince Hükümet ve güvenlik güçleri, insan hakları konusunda daha kayıtsız davranmaya başladı.
7) Terör “görünmez” olunca hükümetler, nedenlerine inme konusunda isteksiz davranır oldu.
8) Sansürün de en az terör kadar demokrasiye darbe vurduğu ve terör örgütüne zafer kazandırdığı anlaşıldı.
* * *
Demem o ki; burada terörden kaçarken (oto)sansüre yakalanma tehlikesi var.
Bir demokraside habercilikten gönüllü vazgeçmek, sansür kadar sakıncalıdır ve sansür de, bazen terör kadar yıkıcıdır.
Tamam, propagandaya alet olmayalım, şiddetin dilini kullanmayalım, şiddete davetiye çıkaran kışkırtıcı manşetler atmayalım, terörü abartmayalım, ama küçümsemeyelim de...
Şiddeti sergilerken eleştirmeye, nedenlerini sorgulamaya, çözümün önünü açacak fikirlere yer vermeye, zaafları ortaya koymaya çalışalım.
Bundan vazgeçene gazeteci değil, devlet memuru derler.