Mahalle çocukları
Ulusal kanalın tecrübeli ve sükseli haber spikeri, bol soslu İtalyan makarnası gibi yaklaşıyor maça: Az sonra Galatasaray – Fenerbahçe derbisi başlayacak. Dünya Derbisi… Heyecan büyük… Muhabirimize bağlanıyoruz, bakalım Dünya Derbisi için neler söyleyecek? Dünya Derbisi’ni sabah 09.00’dan itibaren takip etmeye başlayan nöbetçi muhabir arkadaşımız, belki de 10 kez tekrarladığı haberi bir kez daha ezberden okuyor. Hayret, Dünya Derbisi deyimini hiç kullanmadı. İşini biliyor çünkü… Abartmadan, süslemeden, sosa bulamadan sade servis yapıyor. Tecrübeli ve sükseli haber sunucumuz, yanisi ‘anchorman’imiz, daha da yanisi ‘Çapa Adam’ımız, birkaç DD’li parlak cümleden sonra yayını kendi normalinden, spor dışından sürdürüyor.
Ulusal kültürümüzde abartmayı çok seviyoruz. Dünya Derbisi daha başlama vuruşu yapılmadan seremonide çöpe gidiyor. Saygı yok, samimiyet yok, dostluk buz dolabında bekliyor. Bu seremonide futbolun en değerli çocukları, sportif ve sosyal nezaket kuralını unutuyor. Birbirlerinin elini sıkmıyorlar. Sarılmıyorlar, muzip şakaları başka maçlara saklıyorlar. Rakip kardeşler bugün cezalı… Tokalaşırlarsa, yöneticiler öfkeden köpürebilir… Bunu biliyorlar.
Her neyse maçın akışını, golsüz geçen oyunu, her defasında tutmayan vites gibi gol getirmeyen oyuncu değişlikliği hamlelerini unutalım. Fenerbahçe çok istiyor ve uğraşıyor ama, Galatasaray puan ve ikili averaj üstünlüğünün üstüne yatarak uyuyor, uyutuyor.
Asıl meselemiz maçtan sonra başlıyor. Önce ev sahibi Okan Buruk hocamız Slovak hakem Vincic’i onurlandırıyor (!): “Bu kadar kötü performans gösteren derbi hakemi görmedim. Aleyhimize kararlar verdi. Bütün maçı durdurdu.” Filan… Ardından Mourinho paketini açıyor: ”Mourinho’nun (basın toplantısında) ağlaması (!) biraz uzun sürdü. The Crying One (Çok özel biri yerine çok ağlayan biri).. Bizim Türk hakemlerine laf atması, hakaret etmesi de çok yanlış!”
Mourinho, kaba, savruk, kibirli ve karanlık jargonu seçip ormana taşıyor maçı: “Hakem, orman diyebileceğimiz ortamda maçı çok iyi yönetti. Rakip kulübede herkes maymun gibi zıplıyordu… Türk hakemi olsaydı birinci dakikada sarı kart verirdi!”
Buruk ve Mourinho spor adamı değiller… Başkan ve yönetim kurullarının rekabet politikasına uygun davranıyorlar. Her fırsatta, her maç sonunda yaptıkları yorumlar değişmiyor.
Ama bu defa iş spordan çıktı mahalle çocukluğuna döndü. Sözlerini derin yorumlarsanız ağır eleştiri, hakaret, küçük düşürme ve ırkçılığı çağrıştırabilecek abuk sabuk kavramlar var. Sosyal medya bu konuşmaların balını yer, pisliği de size kalır.
Özür dilemeleri, gönül almaları, hatta bir yerde buluşarak dost sohbetiyle işi noktalamalarını öneriyorum… Olmazsa, mahalle çocuklarının nasıl duracağını biliyorum. Ağır Abi’yi bekliyorum.
Hoca ve talebe
Süper Lig’in genç ve yeni hocalarını merakla izliyorum. Cesaretleri var, küçük hesaplarla işleri yok. Tutarlı konuşuyorlar. Ne gerekiyorsa o. Gerçekler.. Oyuncularıyla ilişkileri de sıcak ve mesafeli. Oyuncunun kişiliğine saygı gösteriyorlar, onlara sık sk değerlerini anımsatıyorlar. Özgüvenlerini besliyorlar.
Cumartesi günü oynanan Samsunspor – Rizespor maçında konuk takım ilk yarıyı 2-0 geride kapattı. Yediği gollerden biri de Fenerbahçe’nin kendi kalesine attığı golden sonra gönderdiği Samet Akaydın’ın ters hamlesiyle geldi. Çok talihsiz ve dramatik bir durum… 30 yaşındaki Samet, travmaya uğrayabilirdi. Rizespor Teknik Direktörü İlhan Palut, yaptığı değişikliklerle maçı çevirerek 3-2 kazanmayı başardı. Sıra Samet Akaydın’ı kazanmaya gelmişti. Öğrendim ki İlhan Hoca, böyle konularda oyuncuyu teselli etmez, hiç üstüne gitmezmiş. İlk antrenmanda da savunma çalışmaları yaptıran yardımcılarından biri Samet’le hiçbir şey olmamış gibi ilgilenerek, arkadaşlarının da katılımıyla çeşitli pozisyon çalışmaları yaptırmış.
Talebe sözcüğünü özellikle kullandım. Öğrenci sözcüğünün bu derse yetmeyebileceğini düşünerek ders dışı konuları da kapsayacak talebeyi tercih ettim. Tebrikler İlhan Hocam!