Thomas Heatherwick’in kurduğu Heatherwick Studio, Fosters, BIG ve KPF gibi büyük mimarlık firmalarını geride bırakarak İspanya’da yeni bir ofis binası projesi aldı.
En beğendiğim tasarımcılardan biri Thomas Heatherwick.
Bir tasarım stüdyosu olmasına rağmen mimari projelere de imza atıyor.
Kendisi çok sevdiğim Sebastian Conran’ın ve geçen yıl hayata veda eden efsane tasarımcı babası Terence Conran’ın öğrencisi.
Birkaç yıl önce Londra’da Thomas Heatherwick’le de tanışma ve uzun uzun sohbet etme şansım olmuştu, hatta üzerinde çalıştığı Olympia kongre merkezini yeni bir yaşam alanına dönüştürme projesini birlikte gezmiş, ayrıntıları kendisinden dinlemiş ve meşhur topaç şeklindeki sallanan koltuklarına oturup uzun uzun sohbet etmiştik.
Günümüzde tasarım dünyasının en önemli isimlerinden biri; daha önce Marc Newson, David Adjaye ve Hüseyin Çağlayan gibi değerli isimlerin de almaya hak kazandığı Londra Tasarım Madalyası ödülünün de sahiplerinden.
Ayrıca Frize New York’un yeni yeri Shed’in de içinde yer aldığı Hudson Yards adlı gayrimenkul projesindeki dev heykel The Vessel da Heatherwick’in eseri.
Hatta bu farklı tasarımıyla hemen yanındaki AVM’yi bile bir turist destinasyonuna çevirdi.
Şimdi ise Castellana 69 adlı bu mimari projeyi kazanmasında en önemli neden yeni modern ofis binalarının daha iyi sosyal alanlara sahip olması ve güneş enerjisiyle çalışan, sıfır karbon izi bırakan sürdürülebilirlik vizyonunda çevreye duyarlı bir proje olması.
Bu projenin merkezinde ise tamamen yeşil alandan oluşan bir avlu var.
Londra Tasarım Bienali’nde Somerset House’un ortasına Es Devlin de geçici bir orman kurmuştu.
İşte dünyanın önemli tasarım ve mimari projelerinde artık öne çıkan yeşil alan oluyor.
Biz ise maalesef hâlâ manzarayı bozar diye ağaçları kesiyor, katledilen ağaçların yerine binaları dikiyoruz.
Festival yarın başlıyor
Geçen yıl pandemi nedeniyle iptal edilen dünyanın en önemli müzik festivallerinden Montreux Caz Festivali yarın başlıyor, 17 Temmuz’a kadar devam edecek.
Festival daha önceki yıllarda kullandığı kapalı konser salonlarını bu yıl kullanmıyor, bunun yerine tüm konserleri açık hava alanlara taşıyor.
Birçok müzisyen için Montreux’de çalabilmek, festival programında yer almak bir prestij unsuru.
Montreux Caz Festivali her müzik türüne açık ve eşit mesafede.
Çünkü kurucusu Claude Nobs müziğin temelinin caz olduğuna inanıyor.
O yüzden, ilk günden beri festival programında her müzik türüne yer vermiş.
Aynı anda bir klasik piyano yarışması da yapılıyor, elektronik müzikle sınırlar da zorlanıyor.
Dünyanın her yanından müzikle ilgilenenler temmuz ayında Montreux’ye koşuyor.
Festivalin gerçekleşmesi müzisyenlerle dostluğuyla ve çılgın partileriyle bilinen Claude Nobs’un bundan tam 55 yıl önce Ahmet Ertegün’ün müzik şirketi Atlantic Records’ın kapısını çalmasıyla başlıyor.
İsviçre’nin de katkısıyla Montreux’yü bir festival şehri haline getiriyor Claude Nobs.
Montreux’de tam iki hafta boyunca festivalle yatılıp festivalle kalkılıyor.
Carlos Santana’dan Quincy Jones’a kimi ararsanız burada görmek mümkün oluyor.
Bu yıl programda tanıdık bir grup da var: Hollanda’da doğan Türk grubu Altın Gün.
2019’da Türkçe şarkılarla ilk kez Grammy ödüllerine aday gösterilen Altın Gün, tam da ABD ve Avrupa’da önemli festivallerde sahneye çıkmaya hazırlanırken araya pandemi girdi ama şimdi Montreux Caz Festivali’yle iyi bir başlangıç yapacaklar.